|
 |
EROZYON
KONTROLÜ |
 |
|
EROZYON KONTROLÜ
1. EROZYONUN TANIMI VE ÇEŞİTLERİ
1.1-Erozyonun Tanımı
Erozyon (toprak aşınımı), toprağın aşınmasını önleyen
bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun
kalan toprağın başta su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve
bulunduğu yerden başka yerlere taşınması olayıdır.
Erozyonun başlıca nedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün yok
olmasıdır. Arazi eğimi, toprak yapısı, yıllık yağış miktarı,
iklim faktörleri, bitki örtüsü, toprak ve bitkiye yapılan
çeşitli müdahaleler, erozyonun şiddetini belirleyen öğelerdir.
1.2-Yapıcı Unsurlara Göre Erozyon Çeşitleri
Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su
erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir.
erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitlerini önem sırasına göre;
rüzgar, çığ, heyelan, deniz dalgaları ve buzullar olarak
sıralayabiliriz.
Su Erozyonu
Su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en
etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla
su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86'sında
erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9
milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal
kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.
|

Resim 1.
Su Erozyonunun Etkili Olduğu Bir Saha
|
Rüzgar Erozyonu
Sert ve kuvvetli rüzgarla toprağın taşınması olayıdır. Rüzgar
erozyonu sonucu verimli topraklar kaybolmakta, buharlaşmanın
hızlanmasıyla toprak nemliliği azalmakta, bitki büyümesi
yavaşlamakta, taşınan toprağın dolması sonucu ulaşım
aksamaktadır. Ayrıca taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken
tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale
getirmektedir.
Çığlar
Çığ; genelde yüksek rakımlarda ve eğimli alanlarda,
ormanlarla kaplı olmayan, pürüzsüz kayalık ve otlu satıhlarda
görülür. Buralarda meydana gelen aşırı kar yağışları, kaygan
satıhtan koparak aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını
arttırarak büyük bir kar kitlesi haline gelir.
Türkiye'nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun
diğer kısımlarına oranla daha fazla olan Kuzey- Kuzeydoğu ve
Doğu Anadolu Bölgelerinde çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can
ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini,
yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit
etmektedir.
|

Grafik 1.
Ülkemizde Meydana Gelen Çığ Felaketlerinde Ölenlerin
Sayısı ve Oranı |
2. EROZYONUN NEDENLERİ
Erozyonun nedenlerini temel olarak iki bölüm halinde incelemek
mümkündür. Bunlar;
* Doğal yapıdan kaynaklanan nedenler,
* Sosyal ve ekonomik nedenler olarak sıralanabilir.
2.1.Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler
Doğal yapıdan kaynaklanan nedenleri;
a. İklim
b. Topoğrafya
c. Jeolojik yapı ve toprak yapısı
d. Bitki örtüsü ve ölü örtü olarak sıralamak mümkündür.
İklim
İklimin erozyon üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve rüzgarla
olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup, yağışın
da şekli, şiddeti, süresi ve rejimi erozyona farklı etkiler
yapmaktadır. Diğer taraftan sıcaklık, yağışların çeşidini,
toprağın donmasını ve nem içeriğini etkilemek suretiyle detaylı
olarak erozyonun şiddetine tesir etmektedir. Bu açıdan Doğu
Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm. derinliğe kadar donması ve
sıcak havalarda gevşemesi olayı, diğer bölgelerimizde yağmur ve
rüzgar, erozyon olayları açısından önemlidir. Ülkemizin
dünyadaki konumu nedeniyle özellikle İç Anadolu, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde yaz kuraklığı ve yağış
azlığı/yetersizliği diğer bölgelere göre daha fazladır. Bu
nedenden dolayı, bitki örtüsünün zayıf olduğu bu bölgeler
ülkemizin erozyondan en fazla etkilenen bölgeleridir. Çünkü,
kurak ve yarı kurak sahaların mevcut ekosistemlerinin bozulması
kolay ve hızlı olmakta ve bozulan ekosistemlerinin tekrar eski
haline getirilmesi de zor ve pahalı olmaktadır.
|

Resim 2.
İklimin Erozyona Etkisi
|
Haritadan da anlaşılacağı üzere ülkemiz kurak ve yarı kurak
bölgede bulunmaktadır ve genel kanının
aksine su kaynakları açısından zengin
değildir. |
|
Topografya
Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkilidir. Erozyonun
şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan
faktörlerin başında eğim gelmektedir. Türkiye’nin %29’ u orta
yüksek dağlık arazi, %27’ si yüksek dağlık araziden
oluşmaktadır.
Dağlık alanlar hassas bir ekosisteme sahiptir. Bu nedenle dağlık
alanlardaki tarımsal üretim sistemleri kolayca elden çıkabilecek
kırılgan bir yapıdadır. Buralarda yaşayan insanlar hayatlarını
sürdürebilmek için doğal kaynaklara bağımlı ve oldukça
fakirdirler.
Dünyada kara kütlesinin ortalama yüksekliği 700 m.,
Avrupa'nın 330 m., Afrika'nın 600 m., Asya'nın 1010 m. olmasına
rağmen Türkiye'nin ortalama yüksekliği 1132 m.ye ulaşmaktadır.
Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan değerlendirmede
0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin % 17,5'u, 500-1000
metre arasındaki sahalar % 26,6'sını kaplamakta,1000-2000
metre arasındaki alanlar ise % 45,9' a ulaşmaktadır. 1000
metrenin üzerinde olan araziler, ülkenin %56’ sını
kapsamaktadır.
|
Grafik 2. Ülkemizin ve dünyanın ortalama rakımı
 |
|
Bu yüksekliklere ek olarak topraklarımızın eğimi de
erozyona oldukça elverişli durumdadır.
Grafik 3. Türkiye
Topraklarının Eğim Durumu
|
Jeolojik Yapı ve Toprak Yapısı
Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki vardır. En
fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neojen zamanlara ait
araziler ile volkanik kül ve tüflerdir.
Genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve erozyona karşı
fazla direnç göstermeyen gevşek yapılardan oluşan topraklarımız
erozyona hassas bir yapıdadır. Bu nedenle, en fazla aşınan ve
sellere en fazla malzeme veren kaynaklar kumlu, siltli, çakıllı
olan pekişmemiş araziler ile bünyesine su aldığında kısa sürede
eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli ve
killi topraklar olmaktadır.
Ülkemizde, toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli
alanlarda erozyonun şeklini, şiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı
oluşturan ana materyalin yapısı, bünye özelliği, yağış sularını
tutma ve geçirme kapasitesi gibi fıziksel ve kimyasal
özellikleri belirler. Öte yandan, kurak ve sıcak iklim şartları
altında Anadolu'nun kapalı havzalarında çökelmiş olan tuzlu,
alkali maddeler bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli
depolarda kimyasal erozyon ön plana geçmiştir.
Ülkemizde, bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak aşınması;
kayalık-taşlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla
buraların VIII. sınıfa giren araziler haline gelmesine yol
açmıştır.
Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü
Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde
erozyon daha az meydana gelmektedir; çünkü, bitki örtüsü
intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını, şiddetini ve
mekanik etkisini azaltır, kökleriyle toprağı sarar ve
taşınmasını önler. Orman toprakları ise, suyun akış hızını
azaltır ve suyun toprağa sızmasını artırarak erozyonun şiddetini
düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü, toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü
örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle, orman
ölü örtüsü, en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden toprak
içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infıltrasyon kapasitesine
sahiptir.
2.2. Sosyal ve Ekonomik Nedenler
Doğal etkenlerin dışında; insanların alışkanlıkları ve
uygulamaları da erozyona neden olmaktadır. Bunlar;
a. Orman alanlarının tahrip edilmesi,
b. Meralarda aşırı otlatma,
c. Yanlış arazi kullanımı,
d. Dağınık ve düzensiz kırsal yerleşme şeklinde sıralanabilir.
Ormanların Tahribi
Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar,
otlatma, tarla açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi çok değişik
kullanım amaçları ile tahrip edilmekte ve antropojen step
alanına dönüştürülmektedir.
Ayrıca, Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü adeta bir
mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek
görmeksizin bu alanlarda gelişigüzel-başıboş hayvan
otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak, orman idaresince
gençleştirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel ile koruma
altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel
olunabilmektedir.
Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de binlerce
hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eğimli orman alanlarında,
ormanın ortadan kalkması sonucunda erozyon hareketleri hızla
artmaktadır: Yeşil örtünün bir anda yangınlarla yok olması,
sağanak şeklinde yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve
bir çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde
elden çıkmasına, sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine neden
olmaktadır.
Meralarda Aşırı Otlatma
Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan
meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu
arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren,
meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak erozyona
elverişli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma mevsiminin
seçilememesi ve ağır otlatma yapılması, meraların aşırı derecede
tahrip edilmesine ve toprağın kompaklaşmasına neden olur.
Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar
büyük önem taşır.
Yanlış Arazi Kullanımı
Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı
halde tarım yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan arazinin
alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır.
Yanlış arazi kullanımı, değişik amaçlara yönelik
uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf
arazilerdeki yaklaşık 172 000 hektar arazi yerleşme alanı ve
sanayi alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu
yana tarım alanları yerleşim ve ticari tesislerle işgal edilmesi
büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken
aynı zamanda sel ve taşkınları da artırmıştır.
Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme
Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten de
insandır. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için
bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım şekillerine
dönüştürmektedir.
2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre, yurdumuzda orman
içi ve civarı köylerde yaklaşık 7 milyon insan yaşamaktadır. Bu
köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda birden fazla mahallenin
birleşmesinden meydana gelmektedir.Özellikle Karadeniz Bölgesini
ele alacak olursak evler arasında 1-2 km mesafe olduğu
görülecektir. Buralara yol, su, elektrik gibi çeşitli
hizmetlerin götürülmesi hem pahalı olmakta, hem de erozyonu
arttırmaktadır. Ayrıca bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli
ekonomik gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamakta ve
geçimleri için mecburen doğal kaynakları kullanmaktadır. Bu
durum, rakımı yüksek dağlık alanlarda ekosistemin bozulmasına ve
böylece erozyonun hızlanmasına neden olmaktadır.
Yukarda bahsedilen dört konu da “yüksek su havzalarında doğal
kaynak tahribatının” bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bunu
bir şekille özetlemek mümkündür.
|

Resim 3.
Doğal kaynak tahribi,
erozyon ve kırsal fakirlik kısır döngüsü |
3. ÜLKEMİZDE EROZYONUN MEVCUT DURUMU
Genel Durum
Türkiye topraklarının %86’sında erozyon vardır. Erozyonun
sıfır ve hafif olduğu alanların Türkiye yüzölçümüne oranı %
13,86'dır.
Akarsu Havzalarındaki Erozyon
Türkiye'de erozyon en fazla sırasıyla Fırat, Dicle ve
Yeşilırmak Havzaları'nda görülmektedir. Bu havzalarda taşınan
toprağın 500 milyon tona, hatta bazı yazarların
değerlendirmelerine göre de 1 milyar tona ulaştığı ifade
edilmektedir.
Erozyon ve Barajlar
Erozyon sonucu aşınan toprak derelere, oradan denizlere veya
barajlara taşınır. Barajlara taşınan topraklar orada birikerek
baraj gölünün kısa sürede dolmasına neden olur. Dolan barajlarda
su yerine toprak tutulur. Böylece barajdan ne sulama amacıyla
yararlanılabilir ne de elektrik üretmek amacıyla. Zamanla baraj
iyice dolar ve hiç kullanılamaz hale gelir. Bu da büyük bir
milli servet kaybı demektir. Ülkemizde şiddetli erozyon
nedeniyle barajların kullanım süresi çok kısadır. Örneğin,
Avrupa’da bir baraj 1000 yıl kullanılabilirken, ülkemizde bu
süre 100 yıl kadar, hatta daha kısadır. Çünkü, barajlarımız
çıplak alanlardan gelen topraklarla dolmaktadır.
Dünyadaki Erozyonun Türkiye İle Karşılaştırılması
Türkiye'deki akarsular ile sadece yüzer halde taşınan malzeme
miktarı ortalama olarak yılda 345 milyon tonun üzerindedir.
Dünyadaki akarsularda yüzer halde taşınan katı madde miktarı
toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye'deki akarsuların
taşıdığı yüzer haldeki malzeme miktarı, dünyada taşınan katı
madenin 1/50'sine denk düşmektedir.
Ülkemizde 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara
karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık 600 ton,
dünyada ise yılda ortalama 142 tondur.
Ülkemizde birim alandan taşınan katı materyal miktarı;
Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat ve Kuzey Amerika'dan 6 kat
daha fazladır.
4. EROZYONUN SONUÇLARI VE ZARARLARI
Erozyon; toprak ve arazi kaybı, toprakların su depolama
güçlerinde azalmalar, toprakların verimsizleşmesi, verimli tarım
alanlarının taşıntı materyali ile örtülmesi, toprak işleme
güçlüğü, sedimentasyon ve su kalitesinin bozulması gibi zararlar
meydana getirmektedir. Bunlar canlıların yaşamları ile onların
yaşadıkları ortamları olumsuz etkilemektedir.
Son yılarda gerek dünya ve gerek ülkemizde ormansızlaşma ve
bununla bağlantılı olarak erozyon olaylarında bir artışın olduğu
gözlenmektedir.
Diğer taraftan hem dünyamız, hem de ülkemiz son birkaç yıldan
beri sık sık sel olaylarına sahne olmaktadır. Örneğin; 1990,
1994 ve 1995 yıllarında sırasıyla Batı Avrupa, Hindistan ve
Tayland'da;1998 ve 1999 yıllarında da Dünyada 30'u aşkın ülkede
sel olayları meydana gelmiştir. Ülkemizde, Dünyadakine benzer
bir olgu yaşamıştır. Örneğin; 1995 yılında Senirkent, İzmir,
Düzce ve Kaynaşlı, 1998 yılında Batı Karadeniz ve 1999 yılında
Marmara, Akdeniz ve Ege Bölgelerinde sellerin meydana gelmesi
gibi.
Sel olayları sırasında gerek Dünyada ve gerek ülkemizde
yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği köprü, yol, kanal gibi
tesislerin ve tarım alanlarının zarar gördüğü bilinen bir
gerçektir. Bu olgu, selleri, erozyonun en önemli ve üzerinde
titizlikle durulması gereken bir zararı olarak algılanmasını
gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, öncelikle seller ve erozyonun
doğurduğu diğer zararlarla ivedilikle savaşılmalı ve bu amaçla
ormansızlaşma önlenmeli ve erozyon kontrolü çalışmaları kapsamlı
olarak sürdürülmelidir.
YOĞUNLAŞAN BÖLGELER
Türkiye`de erozyon en fazla sırasıyla Fırat, Dicle ve
Yeşilırmak Havzaları`nda görülüyor. Erozyon nedeniyle yılda
toplam 346 ton sediment/toprak taşınıyor. Ancak, ölçümlerde yer
almayan ve yatak yükü olarak ifade edilen kum çakıl gibi
materyaller ile yamaçlardan akarak inen ve akarsulara ulaşmayan
topraklarda dikkate alındığında Türkiye`nin kaybettiği toprak
miktarı 500 milyon tona, hatta bazı kesimlerin ifadesine göre 1
milyar tonu aşıyor.
Türkiye`deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme
miktarı, dünyada taşınan katı maddenin 50`de 1`i kadar.
Türkiye`de 1 km2'lik alandan aşınarak akarsulara
karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık 60 ton. Bu
miktar dünyada ortalama 142 ton. Türkiye`de erozyonla birim
alandan taşınan katı materyal; Afrika`dan 22, Avrupa`dan 17 ve
Kuzey Amerika`dan 6 kat daha fazla gerçekleşiyor.
BARAJLAR ERKEN DOLUYOR
Erozyon sonucunda barajlarda biriken katı materyaller,
kullanılabilir baraj rezervuar hacminde gözle görülür kayıplara
neden oluyor. Erozyon, büyük kaynaklar harcanarak
gerçekleştirilen ve ekonomik ömrü ortalama 100 yıl olarak
öngörülen barajların ömrünü kısaltıyor.
Türkiye`de yaşanan şiddetli erozyonun sonucu olarak, Altınapa
Barajı 19, Bayındır Barajı 28, Demirköprü Barajı 41, Hirfanlı
Barajı 33, Karamanlı Barajı 13, Kartalkaya Barajı 19, Kemer
Barajı 22, Selevir Barajı 27, Sürgü Barajı 35, Yalvaç Barajı 27
yılda ekonomik ömrünü tamamladı.
Erozyondan etkilenmeye devam eden Buldan Barajı`nın 72,
Çaygören Barajı`nın 77, Çubuk-1 Barajı`nın 75, Kesikköprü
Barajı`nın 66, SeyhanBarajı`nın ise 70 yılda ekonomik ömrünü
doldurması bekleniyor.
Ülke ve bölge için büyük önem arzetmesine karşın çevresi bitki
örtüsünden yoksun olan Keban, Karakaya ve Atatürk barajlarının
da tahmin edilenden daha önce ekonomik ömürlerini
tamamlayacakları ifade ediliyor.
Erozyon, Türkiye'nin gıda açısından kendine yeterli bir ülke
olmasını tehlikeye düşürmektedir. Rüzgar ve yağmur, verimli
toprakları sürükleyerek, baraj göllerine, akarsu yataklarına ve
denizlere taşımaktadır.
Ülke yüzeyinden bir yılda kaybedilen toprak miktarı yaklaşık
1.4 milyar tondur. Sadece tarım alanlarından kaybedilen verimli
toprak miktarı ise yaklaşık 500 milyon ton/yıl'dır. Bu
topraklarla birlikte mineral ve organik madde de
kaybedilmektedir. Erozyon sonucunda toprağın altındaki cansız
tabaka (ana kaya) ortaya çıkmaktadır. Faydalı toprak
katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlamaktadır.
NASA'nın yaptığı bir araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek
devam etmesi halinde Türkiye'nin büyük bir bölümü 55 yıl sonra
çöl olacaktır. Toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunları,
açlık, susuzluk, işsizlik ve iç göç olacaktır.
Erozyonla kaybedilen bir başka değer ise sudur. Kaybolan
toprak yüzünden her yıl yaklaşık 50 milyar m3 yağış
depolanamamaktadır. Barajlar ve yeraltı suları da, erozyonun
etkilerinden nasibini almaktadır. Yerinden kopup giden
topraklar, baraj göllerini doldurarak su depolama hacimlerini
azaltmakta ve barajların ömrünün kısalmasına neden olmaktadır.
Erozyon toplumsal sorunların artmasına da yol açmaktadır.
Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini
azaltmaktadır. Doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı ortadan
kalkan insanların, kentlere göçmekten başka seçeneği
kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt yapının yetersiz olduğu
kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunları daha da
ağırlaştırmaktadır.
5. EROZYONLA MÜCADELE
Erozyonla mücadele ülkemiz için olmazsa olmaz bir durum
haline gelmiştir. Ancak gerekli çalışmaların tam olarak
yapıldığı söylenemez.
Erozyonla mücadele konusunu sosyal-idari ve teknik olarak üç
bölüm halinde ele almak gerekir.
Erozyonla Mücadelenin Sosyal Boyutu
Eğitim
Tüm dünyada erozyonun en büyük amili insanlardır. İnsan
etkisinin ve zararının olmadığı, bitki örtüsünün bozulmadığı
yerlerde erozyondan bahsetmek pek de doğru olmaz. Problemin
kaynağı insanlar olduğuna göre, çözüme de buradan başlamak
gerekir. Bu konuda yapılması en kolay, en ucuz ve en etkili
tedbir “doğal kaynakları kullanan insanların” eğitilmesidir.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de erozyondan en fazla
zarar gören insanlar, bu zararın doğmasına neden olan kırsal
kesimde yaşayan insanlardır. Bu olgu sonucunda zaten düşük olan
gelirleri hepten düşmektedir. Bulundukları yerde geçim imkanı
kalmayınca çaresizlik içinde büyük şehirlere göç etmekte,
hazırlıksız ve birikimsiz yapılan göçler şehirleri de yetersiz
hale getirmektedir.
Ülkemizdeki temel problem, erozyonun zararlarının tam olarak
anlaşılamamasıdır. Teşhisi konulmayan hastalığın tedavisi mümkün
değildir. Bir çevre problemi olarak erozyonla daha çok şehirde
yaşayan insanlar ilgilenmekte, çözüm arayışlarına girmektedir.
Ancak bu duygu henüz kırsal kesime ulaşmamıştır. Kırsal kesimde
doğal olarak hayvanın biraz daha otlaması, kışlık yakacak
ihtiyacının karşılanması önemlidir.
Ancak,işin bu ekonomik ve zaruri boyutu yanında alışkanlık ve
ilgisizlik boyutu da vardır. Boş zamanlarını kahvede
değerlendiren insanımız “ağaç dikmeyi” veya dikilen ağaçları
koruyucu önlemler almayı düşünmemektedir. Mesela her köyde var
olan ve genelde de çevrili olan mezarlıklara bile ağaç
dikilmemektedir. Köy yollarında başıboş akan sular küçük bir
tedbirle uygun mecraya yönlendirilecekken bir yerler göçene
kadar kimse ilgilenmemektedir.
Başka acı bir örnek, devlet kurumları tarafından yapılan
ağaçlandırma çalışmalarına en büyük engeli orada yaşayan
insanlar çıkarmaktadır. Mesela bir köyde yapılacak ve tüm
köylünün menfaatine olan bir çalışmayı 25-30 keçisi olan bir
insan sabote edebilmekte, diğerlerinden herhangi bir tepki
gelemeyebilmektedir.
Bunun en etkili çözümü; problemin bu insanlarımıza tam olarak
anlatılmasıdır. Başka bir önlem de buralarda yapılacak her türlü
çalışmada insanların fikirlerini almak, bu doğrultuda plan ve
uygulama yapmak ve çalışmalarda mümkün mertebe yerel işgücünü
kullanmaktır. Devlet tarafından yapılacak tüm projelerde
projelerin uygulanacağı yerlerde oturan insanlar için eğitim
bütçesi konulmalı, ayrıca çalışacak personel öncelikle
eğitilmelidir.
Sivil Toplum Örgütlerinin Desteklenmesi
Zamanımızda STÖ’ler gün geçtikçe önem kazanmakta ve etkileri
artmaktadır. Olması gereken de budur. Ormancılık sektörü ile
ilgili "Sivil Toplum Örgütleri" özellikle son yıllarda erozyonla
mücadele ve ağaçlandırma faaliyetlerine maddi ve manevi olarak
katkıda bulunmak, doğal yapının korunması ve rehabilite edilmesi
konusunda çalışmalar yapmakta ve ayrıca uygulamalara yardımcı
olmak üzere tanıtım ve kamuoyu oluşturma fonksiyonlarını yerine
getirmektedir.
Erozyonla mücadelede Devlet tarafından uygulamaya konulan
Havza Islah Projeleri, özellikle rakımı yüksek orman alanlarında
yaşayan ve yaşamlarını sadece orman kaynaklarından sağlayan
yerel halkın, bütün güçlerini bir araya getirerek ormana zarar
veren ortamdan kurtarıp, ormanı seven bireyler haline gelmesini
amaç edinmektedir. Böylece projelerin başlangıç yıllarında ve
uygulama süresince halkın bu yönde bilinçlendirilmesinde ve
eğitilmesinde sivil toplum örgütlerine ve bunların desteğine
ihtiyaç vardır.
Ancak sivil toplum örgütleri kendi aralarında ve kurum ve
kuruluşlar arasındaki ilişkilerinde işbirliğinden uzak çalışma
yapmaktadır. Hatta bazen kurumlarla sivil toplum örgütleri
arasında çalışma konularında duplikasyonlar ortaya
çıkabilmektedir.
Türkiye'de sivil toplum örgütlerinin (STÖ) iyi organize
olmaları halinde sorunun çözümü bir şekilde daha kolay
olacaktır. Özellikle erozyon kontrolü çalışmaları için gerekli
fınans temininde faydalı olabilecekleri gibi, toplumda çevre
bilincinin yerleşmesinde, önemli kanunların çıkarılmasında
eğitim ve kamuoyu bilincinin geliştirilmesinde önemli katkı
sağlayabilecekleri bir gerçektir.
Bu nedenle sivil toplum örgütleri, yerel halk örgütleninceye
kadar, projede yaşayan halkın arazi kullanım ve tarımsal üretim
tekniklerini doğru biçimde kullanmasında ve ürünlerinin
pazarlanmasında, katılımcı kuruluşlarla beraber havza ıslah
projelerinin uygulamalarında yardımlarını sürdürmeleri büyük
önem taşımaktadır.
Erozyonla Mücadelenin Kanuni Boyutu
Erozyonla mücadele konusunda, değişik tarihlerde çıkarılan
kanunlar vardır.
Bunlar;
a. 6831 Sayılı Orman Kanunu
b. 4122 Sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü
Seferberlik Kanunu
c. 4856 Sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun
d. 3202 Sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kuruluş Kanunu.
e. 6200 Sayılı Devlet Su İşleri Kuruluş Kanunu
6831 Sayılı Orman Kanunu
TBMM tarafından 31.07.2003 tarihinde kabul edilen 4965 sayılı
kanunla Orman Kanunun 58. Maddesi aşağıdaki gibi düzenlenmiştir.
Orman Kanununun 58. Maddesi
MADDE 11. - 6831 sayılı Kanunun 58 inci maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
Madde 58. - Orman rejimine dahil veya yeniden orman tesis
edilecek yerlerde havza bazında yapılacak ağaçlandırma, erozyon
ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesi, ekosistemlerin
korunup geliştirilmesi ve havzada yaşayan insanların hayat
şartlarının iyileştirilmesi faaliyetleri, Çevre ve Orman
Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili kuruluşlarla birlikte
hazırlanan entegre projeler halinde uygulanır.
Ancak, Devlet ormanı içinden geçen mevcut demiryolu, karayolu
ve köy yollarının tamiri, tahkimi ve bakımı orman idaresine
bilgi verilerek ilgililer tarafından yapılır.
4122 Sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik
Kanunu
Bu kanun münhasıran ağaçlandırma ve erozyon kontrolü
çalışmaları için çıkarılmıştır. Kanunun amaç ve kapsamına
belirleyen birinci maddesi aşağıdaki gibidir.
4122 Sayılı Kanunun Amaç ve Kapsamı
Madde 1 - Bu Kanunun amacı; Devlet ormanlarında, Devletin
hüküm ve tasarrufu altındaki arazilerde, göl ve akarsu
kenarlarında, tüzel kişilerin mülkiyet ve tasarrufundaki
arazilerde, orman sahasını ve ağaç servetini çoğaltmak, toprak,
su ve bitki arasında bozulan dengeyi kurmak, geliştirmek ve
çevre değerlerini korumak maksadıyla, kamu kurum ve kuruluşları
ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılacak ağaçlandırma ve
erozyon kontrolü çalışmalarına ait esas ve usulleri
düzenlemektir.
4856 Sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun
Kanunun 2/ö fıkrası, Çevre ve Orman Bakanlığını “erozyonu
önleyici her türlü tedbiri almak” la görevlendirmiştir.
3202 Sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kuruluş Kanunu.
Kanunun 11/b maddesi, Genel Müdürlüğe “Toprak erozyonunu
önleyici, giderici ve azaltıcı, toprak ve su dengesinin
kurulması ve korunmasını sağlayıcı tedbirleri almak, gerekli
tesisleri yapmak ve yaptırmak” . görevini vermektedir. (Köy
Hizmetleri genel Müdürlüğü kapatılmış, ancak görevleri İl Özel
İdare Müdürlüklerine devredilmiştir.)
Ayrıca 4122 Sayılı Kanunun 4. maddesi aşağıdaki gibidir.
4122 Sayılı Kanunun 4. maddesi
Başbakanlık; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü vasıtasıyla,
sulama göletlerinin su toplama havzalarındaki tarım arazilerinde
gerekli havza ıslahı tedbirlerini alır. Toprak erozyonunu
önleyici, giderici ve azaltıcı tedbirler ile toprak ve su
dengesinin kurulması ve korunmasını sağlar. Köy yolları
kenarlarında tarım arazilerinde rüzgar erozyonunun önlenmesi
için ağaçlandırma çalışmaları yapar. Rüzgar perdeleri oluşturur.
Devletin hüküm ve tasarrufu altında veya özel mülkiyetinde
bulunan yabani fıstıklık, zeytinlik, harnupluk, makilik, çayır
ve meraların geliştirilmesinde altyapı çalışmalarını yapar veya
yaptırır.
6200 Sayılı Devlet Su İşleri Kuruluş Kanunu
Kanunun 2/a maddesi Genel Müdürlüğü “taşkın sular ve sellere
karşı koruyucu tesisler meydana getirmek” ten sorumlu tutmuştur.
4122 Sayılı Kanun ise “barajların su toplama havzalarında
mülkiyeti kendisine ait veya 6200 sayılı Kanunla kendisine
verilen görevler için tahsis edilen veya izin veya irtifak hakkı
tesis edilen sahalarda ağaçlandırma ve erozyon kontrolü
çalışmalarını ve bakım ile koruma işlerini yapar veya yaptırır.”
Demektedir.
Erozyonla Mücadelenin İdari Boyutu
Ülkemizde erozyonla mücadele faaliyetleri birkaç Bakanlık
tarafından yürütülmektedir. Bunlardan özellikle uygulamada
çalışan kurumları şöyle sıralayabiliriz.;
* Çevre ve Orman Bakanlığı
a. Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü (Doğrudan
tedbir alarak)
b. OR-KÖY Genel Müdürlüğü. Kırsal fakirliği azaltıcı tedbirler
yoluyla.
c. Orman Genel Müdürlüğü
* Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
* Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Türkiye'de erozyon, sel kontrolü, rusubat ve taşkın
faaliyetleri; orman sınırları içinde kalan veya orman rejimine
alınması gereken yerlerde Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından,
tarım alanlarında erozyon kontrolü çalışmaları ise Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Ayrıca, sel
ve taşkınları önlemek amacıyla dere meralarında erekli taşıntı
barajlarının inşaatı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nce
yürütülmektedir.
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü
4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanunun 11. maddesi aşağıdaki gibidir.
AGM’ nin Erozyonla Mücadele Görevi
MADDE 11.- Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel
Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Bozuk orman alanlarında ve gerektiğinde verimli orman
alanlarında ağaçlandırma, erozyon kontrolü, orman içi mera
ıslahı, sosyal ormancılık faaliyetlerine ait plân ve projeler
ile bu plân ve projelerin gerektirdiği her türlü çalışmayı
yapmak ve yaptırmak.
b) Orman rejimine alınacak yerlerde yeniden orman tesis etmek ve
doğal dengeyi sağlayacak erozyon kontrolü tedbirlerini almak.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 3202 Sayılı Kuruluş
Kanunu'nda "Toprak erozyonunu önleyici, giderici ve azaltıcı,
toprak ve su dengesinin kurulması ve korunmasını sağlayıcı
tedbir almak, gerekli tesisleri yapmak ve yaptırmak" görevleri
arasında bulunmaktadır.Ancak, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bu
kanun çerçevesinde tarım alanlarında ve değişik derecelerde
erozyon problemi olan sahalarda çalışmaktadır. Çalışma tekniği
genellikle tarım amaçlı seki inşa etmek ve taşlı arazilerin
temizlenerek tarıma açmak, sulama göleti inşa etmek gibi tarla
içi çalışmalar yanında rüzgarın yol açtığı aşınmaları önleme,
kumul ıslahı ile gölet havzalarında gerekli erozyon tedbirleri
almak şeklinde olmaktadır. (Köy Hizmetleri genel Müdürlüğü
kapatılmış, ancak görevleri İl Özel İdare Müdürlüklerine
devredilmiştir.)
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün 1953 yılında çıkarılan
6200 Sayılı Kuruluş Kanunu’nunda "Taşkın sular ve sellere karşı
koruyucu tesisler meydana getirmek, akarsularda ıslahat yapmak
ve icabedenleri seyrüsefere elverişli hale getirmek ve yapılan
tesislerin işletmelerini (çalıştırma, bakım ve onarım) sağlamak"
gibi işler görevleri arasında sayılmıştır.
Kanundan anlaşıldığı gibi, Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü'ne erozyonun önlenmesi görevi verilmemiş ve sadece
selin zararını azaltıcı tesislerin yapılması şeklinde görevler
verilmiştir. Ancak, inşa edilen küçük ölçekli barajların
erozyonla çalışamaz hale gelmesinden sonra erozyon kontrolü
önlemleri alınması gereği duyulmuş ve 1958 yılından sonra bu
çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışma içerisinde sel derelerinde
yatak erozyonunun (kıyı ve taban oyulmaları, yamaç göçmeleri ve
heyelanlar) önlenmesine ve ıslahına ağırlık verilmiştir. Ayrıca
DSİ tarafından küçük çapta da yandere havzalarında gerekli
ağaçlandırma ve toprak muhafaza çalışmaları yapılmışsa da bu
çalışmaların kapsamı çok sınırlı tutulmuştur.
Bunun yanında Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik
Kanununda " Barajların Su Toplama Havzalarında Mülkiyetin 6200
Sayılı Kanunla kendisine verilen görevler için tahsis edilen,
izin veya irtifak hakkı tesis edilen sahalarda ağaçlandırma ve
erozyon kontrolü çalışmalarını ve bakım ile koruma işlerini DSİ
ye vermiştir.
6.EROZYON KONTROLU ÇALIŞMALARINDA MALİYET-ZAMAN VE FAYDA ANALİZİ
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğünce orman
rejimine dahil alanlarda başlatılan potansiyel ağaçlandırma,
erozyon kontrolü ve mera ıslahı çalışmalarında ilk belirlemelere
göre erozyon kontrolü tedbiri alınmaya uygun 2,7 milyon hektar
potansiyel erozyon sahalarının mevcut olduğu tespit edilmiştir.
Yılda 100 bin hektar alanda çalışma yapılabilmesi halinde
sadece orman rejimi içerisindeki 2,7 milyon hektar civarındaki
erozyon olayının görüldüğü sahalardaki uygulamaların 26 yıl
süreceği görülmektedir. Ayrıca, orman rejimi dışında çok geniş
sahalar da erozyon tehdidi altındadır.
Bir hektar erozyon kontrolünün hektar maliyeti bölgeden
bölgeye değişmekle beraber ortalama 1000 ABD Doları civarında
olup ödenen para doğrudan kırsal kesimdeki işçi ve köylümüze
gitmektedir. Bir örnek olarak yılda 100 bin hektar erozyon
kontrolü çalışmalarının asgari 60 bin hektarı yamaç ve dere
ıslahı gibi işçi ile yapılan tesisler olduğu düşünülürse ve bir
işçinin yılda 3,6 hektar erozyon kontrolü çalışmaları yaptığı da
dikkate alınırsa yılda 6 ay 27.700 kişiye iş temin edilmiş
olacaktır.
Bu doğrudan etkinin dışında etkili bir erozyon kontrolü
çalışmasının hangi neticeleri vereceğini şu şekilde
açıklayabiliriz:
* Erozyon toprağın üzerindeki verimli ince tabakayı aşındırıp
götürür. Üst tabaka taşınınca ortaya henüz ayrışmamış olan
materyal ya da toprağın oluştuğu ana kaya çıkar. Bu şekilde
erozyona uğramış olan bir arazide tarım yapılması mümkün
değildir.
* Erozyonla beraber toprağın içinde bulunan canlılar da yeterli
yaşama ortamı bulamaz ve ölürler. Böylece toprak oluşumuna katkı
sağlayan bakteriler, mantarlar ve diğer mikroorganizmalar da yok
olur. Mikroorganizmaların yanı sıra, doğal bitki örtüsünü
oluşturan ve hatta ilaç yapımında kullanılan birçok bitki türü
de yok olmaktadır.
* Erozyon sonucu aşınan toprak derelere, oradan denizlere veya
barajlara taşınır. Barajlara taşınan topraklar orada birikerek
baraj gölünün kısa sürede dolmasına neden olur. Dolan barajlarda
su yerine toprak tutulur. Böylece barajdan ne sulama amacıyla
yararlanılabilir ne de elektrik üretmek amacıyla. Zamanla baraj
iyice dolar ve hiç kullanılamaz hale gelir. Bu da büyük bir
milli servet kaybı demektir. Ülkemizde şiddetli erozyon
nedeniyle barajların kullanım süresi çok kısadır. Örneğin,
Avrupa’da bir baraj 1000 yıl kullanılabilirken, ülkemizde bu
süre 100 yıl kadar, hatta daha kısadır. Çünkü, barajlarımız
çıplak alanlardan gelen topraklarla dolmaktadır.
* Erozyonla taşınan rusubat verimli tarım alanlarını kaplayarak
ürün alınamaz hale getirir.
* Şiddetli taşkınlar binlerce can kaybına neden olmaktadır.
* Toprak; kar ve yağmur sularının önemli bir kısmını emerek, yer
altı su kaynaklarımızın oluşmasını sağlar. Toprak erozyona
uğrayınca ortaya su sorunu da çıkar. Çünkü, yer altı su
kaynaklarımız beslenemez. Böylece doğadaki su dengesi de
bozulur.
* Erozyonun sonucu çölleşmedir. Bitki örtüsünün bozulması,
toprağın erozyona uğraması, su kaynaklarının azalması,
beraberinde çölleşmeyi getirir. Ülkemizin birçok bölgesi
çölleşmeye başlamış ve hatta kimi yerler çöl gibi olmuştur.
* Erozyonun en önemli toplumsal sonucu açlık ve göçtür. Erozyona
uğrayan tarım alanları verimsizleşmektedir. Geçimlerini bu
topraktan sağlayan insanlar, topraklarından yeterli ürün
alamayınca aç kalmaktadır. Aç kalınca da kendilerine başka geçim
kaynakları bulabilmek için köylerini bırakıp şehirlere göç
etmektedirler. Böylece kentlerde aşırı bir nüfus artışı meydana
gelmektedir. Kentlerdeki çeşitli yetersizliklerden dolayı, göç
eden bu insanlar yine birçok sıkıntılar çekmektedir. Sağlıksız
yerleşim yerlerinin sayısı ve işsizlik oranı artmaktadır.
İşsizlik ve kültür farkı karmaşası toplumsal düzeni bozmakta,
insanlarda stres baş göstermekte ve suç oranı yükselmektedir.
* Öte yandan azalan tarım ürünleri, kırsalda olduğu gibi
kentlerde de açlığa neden olmakta ve tarımsal ürünlerin
fiyatları artmaktadır. Gıda ürünleri pahalı olunca da insanlar
satın alamamakta ve beslenme bozuklukları görülmektedir. Sonuçta
toplum sağlıksız, eğitimsiz, işsiz, kısacası her yönden sorunlu
bir toplum haline gelmektedir.
Devletin ve toplumun tüm katmanlarının elbirliği ile yapılan
etkili “erozyon kontrolü çalışmaları” yukarda sayılan tüm
etkileri azaltacaktır. Bunların değeri ise milyarlarca dolarla
ölçülemeyecek kadardır.
Sağlıklı bir bardak suyun değerini, ciğerlerimize kadar büyük
bir mutlulukla çektiğimiz temiz bir havanın kıymetini ancak
yokluğunda anlarız ama iş işten geçmiş olur.
7.EROZYONLA MÜCADELE İÇİN ALINACAK TEDBİRLER
Erozyonu meydana getiren faktörlere göre,
alınacak tedbirler de değişmektedir. Bu tedbirleri;
* Su erozyonuna karşı alınacak tedbirler,
* Rüzgar erozyonuna karşı alınacak tedbirler,
* Çığlara karşı alınacak tedbirler,
* Kumullara karşı alınacak tedbirler,
* Heyelanlara karşı alınacak tedbirler
Şeklinde sıralamak mümkündür.
7.1-Su Erozyonuna Karşı Alınacak Tedbirler
Sel deresi havzasında alınacak erozyon kontrolü tedbirlerini
idari, kültürel ve mekanik olmak üzere üç bölümde
toplayabiliriz.
a) İdari Önlemler : Doğal
dengenin bozulmasına neden olan insan müdahalelerinin
durdurulmasına yönelik tedbirlerdir. Bunlar; otlatmanın
düzenlenmesi, arazi sınıflamasına göre arazi kullanımının
temini, halkın katılımı sağlanarak sorunun çözümü, erozyon
sahalarının korunması gibi tedbirlerdir. En önemlisi ise havzada
yaşayan halkın refah seviyesinin yükseltilmesini içeren
projelerin uygulamaya konmasıdır.
b) Kültürel Önlemler :
Bitki örtüsü tesis etmek veya mevcut bitki örtüsünü geliştirmek
yoluyla erozyonu durdurmayı amaçlayan uygulamalardır. Bunlardan
bazıları; ağaçlandırma, örtü geliştirme, otlandırma, mera ıslahı
çalışmaları, sediment taşımayan dere yataklarının yöreye uygun
bitki türleri ile ağaçlandırması.
c) Mekanik Önlemler :
Teraslama, çevirme hendeği gibi arazi hazırlığı niteliğindeki
önlemler ile kuru duvar eşik, örme çit ve ıslah sekisi türündeki
sınai tesislerdir. Mekanik önlemleri, yamaçlarda uygulanan
önlemler (Teraslama, çevirme hendeği örme çit v.b.) ile oyuntu
erozyonuna karşı alınan önlemler (Toprak sedde, kuru duvar eşik,
miks eşik, tersib bendi, kıyı duvarları, anroşman v.b.) olarak
iki bölümde inceleyebiliriz.
Erozyonla savaş çalışmalarının etkili ve ekonomik olabilmesi
için:
- Tekniğin iyi bilinmesi
- Uygulanacak metodun doğru seçilmesi
- Her tesis gerekli olduğu yerde ve tekniğine uygun ve ekonomik
bir şekilde yapılması gerekmektedir. Bu nedenle sahalar çok iyi
etüt edilmeli ve incelenmelidir.
Erozyon kontrolü sahalarında prodüktif orman tesisi amacıyla
yapılacak saha varsa, bu saha da ekonomik prensipler içerisinde
ağaçlandırma çalışması yapılabilir.
7.2.1-Teraslama
Teraslama, yamaçlar üzerine düşen yağmur sularının taşıma
gücü kazanmadan önünün kesilerek, toprakta suyun tutulmasına
yarayan bir sistem olup, kurak ve yarı kurak sahalarda yüzey
erozyonu ile savaşta kullanılan en önemli metottur.
Ormancılık açısından % 60 eğimin üzerinde teraslama yapmak doğru
değildir.Ancak, can ve mal emniyeti açısından önemli olan özel
şartlarda % 80 meyle kadar teraslama yapılabilir. Kalan üst
meyildeki araziler koruma yoluyla örtü geliştirmeye terk edilir.
Teknik olarak yapılacak teraslara, üst kısımdan yüzeysel akışla
gelecek suların zarar vermemesi için teraslama sahasının üst
kısmına bir çevirme hendeği (saptırma kanalı) yapılmalıdır.
Eğimli Teraslar (Akıtıcı Teraslar)
Eğimli yamaçlarda ani sel tahribatı ve toprak erozyonunu önlemek
için yapılır. Esas amaç, yağış sularını kısa mesafede tutarak
yamaç dışına akıtmak ve yamaçtaki toprak taşınmasına engel
olmaktadır. Yağışlı yörelerde toprağın geçirimsiz olduğu dik
eğimlerde uygulanır. Suyu tehlikesizce tahkim edilmiş
dereciklere veya boşaltma kanallarına akıtan stabil kanal
durumundadır. % 1 - % 0,5 meyille tesis edilir ve uzunluğu 400
m’ yi geçmez. Bu tip teraslar, ağaçlandırma yapılmayacak erozyon
kontrolü sahalarında ve yüzeysel akışın eğimsiz terasları tahrip
edilebileceği alanlarda inşa edilir.
Eğimsiz Teraslar
Yüzeysel akışa geçen suların tamamen tutulması ve arazinin ön
görülen kültürel önlemlere hazır hale getirilmesi için tesis
edilen, tesviye eğrilerine paralel sıfır meyilli teraslardır.
İnfiltrasyon kabiliyeti yüksektir. Üçe ayrılır;
Gradoni Tip Teras
Tekne Tipi (Hendek Tipi-Trapez) Teraslar
Kanallı Gradoni Tipi Teras
Uygulamada genelde Gradoni (Açık V ) tipi teras inşa
edilmektedir. Eğimi % 60’a kadar olan yamaçlarda uygulanabilir.
Genişlik 60-80 cm. arasında değişir. Teras yüzeyine içe doğru %
20-40 arasında eğim verilmelidir. Teras derinliği, şevin üst
noktasının kazı şevine doğru uzatılan yatay hat ile teras yüzeyi
ile kazı şevinin kesiştiği en açık nokta arasındaki mesafe olan
( h ) derinliğidir. Bu derinlik 15-30 cm. arasında değişir.
Tekne tipi teraslar arazi mayili % 40’ı geçmeyen ve yağışı
fazla olan sahalarda uygulanır. Can ve mal emniyetinin önemli
olduğu yerlerde % 60 meyile kadar yapılabilir. Teras tabanının
ön yüzüne yakın kısımlar işlenir. Ortalama taban genişliği 30
cm, derinlik ise 20 cm. olur.
Kanallı gradoni teraslar, eğimi % 60’a kadar olan sahalarda
uygulanabilir. Teraslar 15-20 cm genişliğinde ve 30-35 cm.
derinliğinde kanal açılarak yapılır. Dikimlerde fidan kanalın ön
yüzüne yerleştirilir ve yamaçtan çıkan toprakla doldurularak,
içe doğru % 15 eğim verilir.
7.1.2-Çürük Yamaçların Sağlamlaştırılması
Akan yamaçların, toprağın akışı durdurularak uygun bitki
örtüsünün geliştirilmesi ile ıslah edilmesi gerekmektedir. Aksi
halde havzada diğer ıslah metotları uygulanmış olsa da erozyon
devam eder.
Drenaj Tesisleri
Çürük yamaçlarda su miktarı arttıkça, toprağın iç sürtünme
direnci azalmakta, böylece yamaç stabilitesi azalmaktadır. Bunun
için yamaç topuğunu kuru veya harçlı duvarla sağlamlaştırdıktan
sonra, yamacın üst kısmından gelen yüzey akışlarını saptırma
kanalı ile çevirerek sağlam bir alana akıtmalıdır. Drenaj
hendekleri ot ekimleri yapılarak stabil hale getirmeli veya taş
kaplamalı olarak inşa edilmelidir.
Çizgi Ot Ekimi
Eğimin çok dik ve yüzeysel taşınmanın fazla olmadığı iyi
topraklı çürük yamaçların ıslahında ot ekimleri faydalı sonuçlar
verir. Tesviye eğrilerine paralel olarak 25-30 cm. aralıkla,
kazma ucu ile 4-5 cm. derinlikte açılan çizgilere Graminese
(Buğdaygiller) veya Leguminose (Baklagiller) familyasına dahil
bitkiler bu amaçla ekilebilir. Ekimden sonra çizgiler
kapatılarak ekim çıkıntısı bırakılmayacaktır.
Örme Çit Tesisi
Örme çitler, çürük yamaçlarda yağmur sularının akışını
yavaşlatarak toprağın aşınmasını ve taşınmasını önler.
90-100 cm. boy ve 4-6 cm. çapındaki kazıklar birbirine 30-40
cm. aralıklarla çakılır. Sıralar arasındaki mesafe 1-1,5 m.dir.
Sürgün verme özelliği olan kazıklar kullanılmalıdır. olan
ilkbaharda tesis edilir. Yapılan çitlerin arkası toprakla
doldurularak üst kısımlara uygun ağaç türleri dikilir.
Çalı Demetli Çit Tesisi
Çürük yamaçların stabil hale getirilmesinde kullanılan bir diğer
metottur. Kazıklar arası mesafe 0,5 m.dir. Çalı demetleri kazık
arkasındaki açılan hendeklere yerleştirilir. Sıraların alt ve
üstüne yöreye uygun ve hemen kök yapabilen buğdaygil ve baklagil
yem bitkileri ekilmelidir. Ayrıca, sıra aralarına da uygun
fidanlar dikilmelidir.
Çalı Demetli Teras Yapımı
Meyilli, rüzgar erozyonuna duyarlı, ince kumlu yapıda, ince
materyal taşınan yamaçların stabil hale getirilmesinde
kullanılır. Yamaç arazide kazı tabanına ters meyil verilerek
hendek açılır. Çalı ve dallar demet halinde hendeğe yatırılır.
Demetlerin ucu topraktan dışarıdadır. Daha sonra bu terasın
üzerine toprak çekilerek gradoni tipi terasa dönüştürülür,
toprak sıkıştırılarak içe doğru % 35-40 meyil verilir. Fidan
dikilecek yerin çalı demetleri ile kapatılmamasına dikkat
edilmelidir.
7.1.3-Diğer Tesisler
a) Ot Keseklerinin Yerleştirilmesi ile Çürük Yamaçların Islahı:
Çizgi ekimi yönteminin uygulanabileceği şartlara haiz arazilerin
ıslahında ot keseklerinin yerleştirilmesi yöntemi de
kullanılabilir. Ancak, ot keseklerinin alınabileceği yeterli
çayırlık ve yağışında sulama yapmayacak kadar yeterli olması
gerekir.
b) Malç Tatbikatı : Çıplak ve
dik yamaçların yeşillendirilmesinde kullanılır. Yamaç üzerine
5-10 cm kalınlıkta dal, yaprak, saman ve her türlü bitki
artıkları serilir. Eğer rüzgar, yağmur v.s. serilen bitki
atıklarını aşağılara akmaya sebep olacaksa malç tatbikatı
yapılacak olan sahaya kazık çakmakta yarar vardır.
Malç tatbikatından önce veya sonra sahaya tohum atılabilir.
Fakat doğal tohumlama esas kabul edilmelidir.
7.2-Oyuntu Erozyonu İle Mücadele
Yüzey erozyonu, devam etmesi halinde oyuntu
erozyonuna dönüşür. Genel olarak oyuntu erozyonunun başlamasını
önlemek için yapılan masraflar ıslahı için yapılandan daha az ve
ekonomiktir. Erozyon önlemlerinde oyuntu erozyonu ile yüzey
erozyonu önlemleri birlikte uygulanmalıdır.
Su Toplama Havzasında Oyuntularda Alınması Gerekli Tedbirler
Kurak olarak; su toplama bölgesinde alınacak
önlemlerle (ağaçlandırma, teraslama, otlandırma v.s.) yüzeysel
akım tamamen önlenecek ve dere tabanında oyulma söz konusu
olmayacaksa sınai tesis yapılmasına gerek kalmaz, ancak bu dere
içlerinin de uygun tür ve metotlarla bitkilendirilmesi gerekir.
Eğer önlemlere rağmen derelerde oyulma ve taşınma devam
edecekse, dere yataklarının mekanik ve bitkisel önlemlerle
stabil hale getirilmesi gerekir.
7.2.1-Çevirme Hendekleri (Saptırma Kanalları)
Çevirme hendeklerinin tesis amaçları :
• Aktif durumdaki bir oyuntuya gelen yüzeysel akışın veya yer
altı sularının yönünü değiştirerek erozyonu önlemek,
• Bina, yol, sulama kanalları v.b. tesislerin yüzeysel akış ve
erozyondan zarar görmesini önlemek,
• Yüzeysel suların belli alanlarda ve özellikle otlaklarda
kontrollü bir şekilde yayılmasını sağlamak,
• Teraslanmış yamaç araziyi, aşırı yüzeysel akışın zararlarından
korumak,
• Verimli taban arazilerini siltasyon ve taşkın zararlarından
korumak amacı ile yamaçtaki küçük yan dereciklerde oluşan taşkın
sularını güvenli bir yere göndermek.
7.2.2- Boşaltma Kanalları ( Su Yolları )
Boşaltma kanalları; eğimli teras şebekesi
tesis edilen yamaçlardaki teras kanallarından gelen fazla suları
veya teraslama gibi herhangi bir su tutucu tesis çalışması
yapılmayan arazilerde, yüzeysel akışa geçen suları toplayarak,
zararsız bir şekilde doğal bir su kanalına veya güvenli bir
alana ya da yapay su kanalına ulaştıran kanallardır.
7.2.3-Sınai Tesisler (Enine Yapılar)
Sınai tesisler; oyuntularda, taban
oyulmasının önlenmesi ve böylece taban meylinin düşürülerek su
hızının azaltılması için su akım doğrultusuna dik gelecek
şekilde inşa edilen canlı ve cansız tesislerdir.
a. Kuru Duvar Eşikler :
Harçsız olarak inşa edilen bu enine yapılar, fazla su
taşımayan mecralarda, küçük oyuntularda inşa edilirler. Genel
olarak su toplama havzası 100 ha. dan küçük olan derelerin
ıslahında kullanılır.
Kuru duvar eşik yapımında kullanılacak taşların mahallinde
bulunması gerekir.
b) Miks Eşikler
Kuru duvar eşiklerin yeterli olamayacağı daha derin veya geniş
oyuntuların (Qmax=15–20 m³/sn taşkın debisi bulunan dereler)
tahkiminde kullanılır.
c) Biyolojik Yapılar:
Kuru duvar eşik yapımında 50 m mesafeye kadar taş malzeme yoksa,
bu çalışma ekonomik çalışma olmayabilir. Bu durumda dere yatağı
tahkiminde biyolojik yapılar düşünülmelidir.
Örme Canlı Eşikler:
Taban ve yanlarda oyulmaların devam ettiği derecikleri örme
canlı materyallerle tahkim edebiliriz.
Çalı Demetli Canlı Eşikler:
d. Diğer Tesisler:
Küçük havzaların tahkiminde, ucuz temin edilebildiği takdirde
delikli saç levhalar veya yerinde bol miktarda malzeme
bulunuyorsa çalı demetli toprak sedde, kafes tel eşikler v.s.
kullanılabilir.
Çalı Demetli Toprak Sedde:
Delikli Saç Levhalar:
Sel derelerinin tahkiminde, delikli saç levhalar, teneke v.b.
metal malzemeler de kullanılabilir. Uygun bir maliyetle, malzeme
temin edilebildiği takdirde, en pratik oluşu nedeniyle tercih
edilebilir.
Kafes Tel Eşikler: Kafes tel kullanılarak inşa
edilirler.
7.3-Rüzgar Erozyonuna Karşı Alınacak Tedbirler
Ülkemizde, su erozyonu gibi rüzgar erozyonu
da büyük zararlar meydana getirdiği bilinmektedir. Yapılan
envanterlere göre, ülkemizde yaklaşık 450 000 hektar alan
çeşitli şiddette rüzgar erozyonu etkisi altındadır. Bu alanın 40
000 hektarını rüzgar erozyonu sonucu oluşmuş kumullar
oluşturmaktadır.
Rüzgar erozyonuna karşı alınacak en önemli tedbirler;
koruyucu orman kuşakları, rüzgar perdeleri ve kumul tespit
çalışmalarıdır.
Koruyucu orman kuşakları: Tarım arazilerini ve çiftlikleri
korumak ve kumulları tespit etmek amacıyla 30-60m genişliğinde,
10-30 ağaç sırasından oluşan koruyucu orman kuşakları tesis
edilir.
Rüzgar perdeleri: Tarım arazilerini rüzgardan korumak amacı
ile genellikle 1-3 ağaç sırasından, bazen de 1-7 sıradan oluşan
rüzgar şeritleri tesis edilir.
Kumul tespit çalışmaları: Rüzgar aracılığıyla hareket ederek
bir yerden diğer bir yere taşınan kumulları stabil hale getirmek
için önce tesis edilen suni perdeler aracılığıyla, hakim rüzgar
istikametine dik olarak bir sırt şeklinde uzun kum yığını
şeklinde ön eksibe oluşturulur.
Ön eksibe oluşturulduktan sonra, yüzeysel kum hareketlerini
önlemek için kumul yüzeyini çalı ile kapatma veya örme, perde
tesis etme, kazıklarla sahayı küçük kareler halinde bölme
suretiyle kumulda ıslah çalışmaları yapılır. Daha sonra ise
otlandırma , çalılandırma ve ağaçlandırma suretiyle sürekli
stabilizasyon sağlanır
7.4-Çığlara Karşı Alınacak Tedbirler
Çığların etkisini bertaraf etmek veya en
aza indirgemek için çok farklı teknikler kullanılır. Uygulanan
tekniklerden elde edilecek sonuçların uzun veya kısa vadeli
olmasına, uygulandıkları yerlere, çığın türüne, çığın etkilediği
alanın boyutuna, ve tekniklerin maliyetlerine göre çığ önleme
yöntemleri "geçici veya kalıcı" olmak üzere iki sınıfa ayrılır.
Bu yöntemlerden Genel Müdürlüğümüz görev alanına girenler
aşağıda kısaca açıklanmıştır.
Teraslama: Bu
yöntem, genellikle yerleşim yeri dışındaki alan veya yapıları
korumak için kullanılır. Teraslarda, basamağın üst kısmı
sertleştirilerek ağaçlandırılır ve eğime dik yönde duvarlar ile
desteklenirler ise daha tatmin edici sonuçlar alınabilir.
Yeniden Ağaçlandırma:
Ağaç büyüme sınırına yakın kotlarda yeterli derinlikte ve
uygunlukta toprak olan yamaçlarda yeniden ağaçlandırma
yapılabilir. Özellikle kar çitleri veya ağları ile beraber
kullanıldığında, ağaçların kar yüklerinden ve çığlardan zarar
görmeleri önlendiğinden, çitler ekonomik ömrünü dolduruncaya
kadar ağaçlarda yamaçta iyi bir koruma sağlayabilirler.
Tripodlar: Tripodlar (üçayaklar), ağaç kütükleri
kullanılarak yapılan ve 3 ayrı kütüğün birbirleriyle
birleştirilerek kullanıldıkları yapılardır. Eğim açısının 37o
'den düşük olduğu yamaçlarda kullanılırlar. Şaşırtmacalı
kazıklar ile beraber kombine olarak da kullanılabilirler. Ancak,
şaşırtmacalı kazıklarda olduğu gibi kesin bir çığı önleme
garantisi vermez ve yerleşim yerlerini korumak için kullanılması
uygun değildir.
Kar Çitleri: Kar çitleri, halen dünyada
uygulanan en güvenli ve en uzun ömürlü aktif çığ önleme
yapılarıdır. Bu çitler, ağaç, beton, alüminyum ve çelikten imal
edilirler. Daha pahalı olmasına karşın çelik olanları yaklaşık
100 yıllık ekonomik ömürleri ile en iyi sonucu vermektedir.
Ağaçtan yapılanların ki ise 20-40 yıl arasında değişmektedir.
Sistemin kurulmasını pahalı olmasına karşın yerleşim yerlerini
korumada gönül rahatlığı ile kullanılmaları, bu dezavatanjlarını
gözardı edebilmemizi sağlamaktadır. Çitlerin projelendirilmesi
sırasında kullanılacak malzeme türü, konumları, uzunlukları ve
boyutlarının iyi dizayn edilmemesi sonucunda hem istenen sonuç
alınamaz hemde yapılar doğal riskler (korozyon, kar yükü, kaya
düşmesi, vb.) neticesinde tahrip olabilir.
Kar Ağları: Kar ağları da kar çitleri ile aynı
görevi görürler. Ağlar çelikten yapılır, kurma işlemleri daha
kolaydır. Kurma maliyetleri kar çitlerinin maliyetlerine çok
yakın olmasına rağmen , kar çitleri kadar yüksek kar yükü
taşıyamazlar.
Kar (rüzgar) Perdeleri: Kar (rüzgar) perdeleri,
rüzgarın kar taşıma, biriktirme işlevini ve kar biriktirme
yerini kontrol eden yapılardır. Böylece karın tehlikeli
noktalarda ve miktarda birikimi önlenebilmektedir. Bu yapılar
ile saçak oluşması rahatlıkla bertaraf edilebilir. Diğer önlem
yapıları ile aynı patika için beraber kullanıldığında daha iyi
sonuçlar alınır.
Rüzgar Çatıları: Rüzgar çatıları, kar
perdelerine benzer bir işlev görür. Ancak, bu yapı sırt üzerinde
rüzgarın hızını arttırarak karın yamaç üzerinde biraz daha
aşağıdaki kotlarda birikmesini sağlamak için kullanılırlar.
Rüzgar çatıları ile de saçak oluşumu önlenir. Çok fazla işlevsel
değildirler, ancak ucuzdurlar.
Rüzgar Panoları: Rüzgar panoları da kar
birikimini kontrol etmek için kullanılırlar. Kar perdelerinden
farkları yapının elemanları arasında boşluklar olmamasıdır.
Rüzgar Engelleri: Rüzgar engelleri, rüzgar
panolarının rüzgar perdelerine benzeyen tipleridir. Elemanları
arasında açıklıklar vardır. Karın sırtlar üzerindeki dağılımını
panolara oranla daha iyi kontrol ederler.
7.5-Heyelanlara Karşı Alınacak Tedbirler
İdari önlemler: Heyelanlara karşı alınacak idari önlemlerin
amacı; kitle hareketini durdurmak değil, ortaya çıkabilecek
etkilerden insanları uzak tutmak veya dikkatli olunması için
uyarmaktır.Olası heyelan alanları belirlenerek uyarı levhası
yerleştirmek, heyelan altında kalabilecek yerlerin iskana
kapatılması, şayet iskan alanı varsa tehlike alanı dışında iskan
edilmesi gibi önlemler alınmalıdır.
Teknik önlemler: Heyelan nedenlerinin ortadan kaldırılmasına
veya zarar vermeyecek şekilde durdurulmasına yönelik
önlemlerdir. |
|
 |
|
 |
|